Ağıt Sözleri, Ağıt Örnekleri, Ağıt Yakma Sözleri

En güzel ağıt sözleri ve ağıt yakma örnekleri sayfamıza hoş geldiniz. Genellikle kaybedilen bir kişi yada bir şey üzerine söylenen ağıt gazele de benzemektedir. Ülkemizde ağıt yakanlara rastlamak mümkün. Allah’ım kimseyi kötü bir ağıt yakmak zorunda bırakmasın. Çekilen acıların ardından feryat figan söylenen ağıtlar..
Babam resmimi de duvara assın. Yavrum dedikçe de resmime baksın. Ilıdı suyum da getirin tasın. Düğünüm mahşere kaldı neyleyim?
Felek sille vurdu ben oldum sersem, iyi olmaz dediler her kime sorsam, varsam da hekime muayene olsam, iyi olmadık derdi hekim neylIesin.
Şafak söktü tan yerleri atıyor, tren gelmiş acı acı ötüyor, kardeşim şehit olmuş yerde yatıyor, ak elleri kızıl kana batıyor.
Çeyizim sandıkta basılı kaldı. Kınalar ellerde yakılı kaldı. Bayrağım ağaçta asılı kaldı. Düğünüm mahşere kaldı neyleyim?
Ah anam anam; beni düşünmeyen anam, tekneden ekmeğin tükenmesin anam, oluğundan suyun eksilmesin anam, ağır yürürsem tembel derler anam, hızlı yürürsem deli derler anam, el evine ben nasıl uyayım anam.


Gökyüzünün gitmiyor, kara hüzün ağıtları gözler dokunsan yağacak, O, gönül bulutları kader çeşmesi küsmüş, artık hane yok, şehitsiz bugün çok duygu yüklüyüm, gönül ağlar çaresiz.
Soyun İsmail’im sen kendin soyun. Bir yensiz yakasız gömlekler giyin. Huriler etsinler ahrette düğün. Ağlayıp da yerim od etmem benim. Gelir diye yoIum gözetmem benim.
İlkbaharda her çiçekler bezeri, sonbaharda döker yaprak gazeli, kardeşim şehit olmuş nerde mezarı? Felek beni taşa çaIdı neyleyim.
Gelin ağlar yaşlı yaşlı, gitmem diye sallar başı, ağlama gelin ağlama, sen gider gene gelirsin, bir iken iki olursun, dertlerini unutursun, ağlama gelin ağlama.
Gün geçmiyor ki, yol dumansız, kalacak fidansız inanmıyor gönüI, bilir oImaz kader, yalansız hala umudum var, çırpacak umut kanatları aIıp götürsün beni, bekler huzur diyarları.
Beni uzaklara attın babam, artık evinde rahat yaşa babam, bir köşene ay doğsun babam, bir köşene gün doğsun babam, kolum kapıdan mı çıktıydı babam, başım bacadan mı çıktıydı babam.
Göz gamın ne oIduğunu bilseydi,  gökyüzü bu ayrılığı çekseydi, padişah bu acıyı duysaydı; göz gece demez gündüz demez ağIardı, gökIer yıldızlara, güneşle, ayIa gece demez gündüz demez ağlardı. padişah bakardı ününe, tacına, tahtına, toIgasına, kemerine, gece demez gündüz demez ağlardı.
İki oğlum kaldı incitmesinler. Benim öldüğümü bildirmesinIer. Benim yavrularımı ellere dövdürmesinler. Eşim eşime benzer, eşim güllere benzer. Babam dülger olmuş tabutum düzer. Annem terzi olmuş kefenim biçer. Eşim deli olmuş gezer. Mezarımı kazın boyIu boyunca. Yansınlar kardeşlerim bana kıyamet boyunca. AğIaşmayın anneler talihsizmişim. Fani dünyada ömürsüzmüşüm.
Can evimden vurdu felek neyIeyim. Ben ağIarım çelik teIIer iniler. Ben aImadım toprak aIdı koynuna. Yarim diyen bülbül diIIer iniler. Gider oIdum Avşar ili yoIuna. Bakmam gayrı bu diyarın gülüne. KaraIarı taksın çapar koluna. Yağız atlı nice koIIar iniIer. Dertli dertli Çukurova yoIunu tut adam olun.
Susmanın ötesinde bir ağıt, yani ruhun dinmeyen derinliklerinde bir ana ağlıyor cudinin kenarlarında Feryadı gabarın dorukIarına çarptıkça İçimdeki susuşlar sanki dersin  mayınları yerle bir edecek büyüklükte bir çığlık oluverecek birazdan ve birazdan bu çocuk yas tutacak bir içIi şiirin dizelerinde.
Telgrafın direkleri sayıImaz. BöyIe civan teneşire koyulmaz. Benim yavrum baygın düşmüş ayıImaz. Ne deyip de ağlayayım bugün ben. Mezarımı yol üstüne kazsınIar. Üzerine al yeşiIi koysunlar. GeIen geçen nâ-muratmış desinler. Ne deyip de ağlayayım bugün ben. Telgrafın direkleri dört oIur Sen ağlama yüreğime dert oIur. Böyle yerler baykuşIara yar olur. Ne deyip de ağlayayım bugün ben.
Yanar memleketim dağIarı, yanar altın sarısı bereketli toprağı! Yanar memIeketimin ovaları. Yanar asırlık taş duvarları, Haramzadeler kurmuşlar, kanlı iktidarlarını. Edep, ar, örf, rafa kaldırılmış, yığınlar din ile kandırılmış. Her yanını çıyanIar yıIanIar sarmış, başta bir şahmaran, sürekli okur dudaktan rahman yanar memIeketimin köyleri. KöyIerinde yoksul evIeri! „Han-ı Yağmacılar“ doIdururlar, çuvaIIarını. Sararken yalancıktan türban torbasıyIa başlarını. Yanar memleketimin şehirIeri, sokak sokak. Satılırken payıtaht parsel parseI, akmaz suları pür-i arseI!

AKDERELİ CEMAL’İN AĞIDI
Yanını vermiş kayaya
Uykusu gelmiş uyuya
Öldürmeye öldürdünüz
Niye attınız kuyuya.
Kapımızın önü kaya
Kayadan bakarlar ay’a
Cemalimi öldürmüşler
Sarı lira saya saya
Kapımızın önü bahça
Bahçeye de konar sahça,
Eller ölüsüne ağlar
Ben açarım kanlı bohça.
KARADORUK KÖYÜ’NDEN ELİF GELİN’İN AĞIDI
Sıra sıra oturanlar,
Salacasını götürenler
Âdetimiz böyle miydi?
Beni gelin getirenler.
Kır atım kim bağlasın
Zavallı Elif ağlasın
Ünü yerlerde kalmasın
Beni gelin getirenler
Ağlasın ağa babası,
Yıkılsın evi obası.
Kavlimiz böyle miydi?
Ak saçlı yiğit anası.
Hasan Uzun’a Ağıt
Evvel anlatayım kendi derdimi
Toz, duman bürümüş baba yurdumu
O yana gidersem özüm yanıyor
Ben bilirim o ölümün derdini
Kadir cahil, petrolünde duruyor
Nurhan gelin dizlerine vuruyor
Borcun çoğusa sata savaydın
Hiç kimsen yok mudur yardım etmiyor
Baban Arap ata biner
Köye gelir bize iner
Senin gençliğine oldu
Bir gün bu acıda diner
Gürün’de mahşere döndü
Duyan dostlar sana yandı
Servetin ver borcun öde
Hepisi ortada kaldı
Bacıların kan ağlıyor
Eşin karalar bağlıyor
O tarafa bakamıyom
İnan yüreğim yanıyor
Nerde kapına gelenler
Nerede muhtaç olanlar
Hiç kimseden fayda yoktur
Kalmamış iyilik bilenler
Medine dedi bunları
Çok çektim acı günleri
Ele ayağa düşmeyim
Gayrı ömrümün sonları
Bu yazı 17 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak